sessizlik çok derin, söylesene can dediğim bir nefes sigara dumanı rüzgarda dalgalansa sesin bu sabah kızımız uyandırdı beni rengarenk bir ülkede dünya bizim salıncağımız
yağıyor damarlarımdan
duygular fırlıyor karanlıktan
yokluğundan...
tabutuna sığdı mı zaman
yer kaldı mı canımdan
birkaç şarkı
bir de.. şarap rengi bakışları
titrese sonbahar
ne güzel olur du kahrolmak
ellerinde açınca papatyalar
gerçek hayatta çok kaldın biraz düş gör dedi
sorgulamadım varlığını
gözleri senin kadar sıcaktı
daldım gittim
uçuşuyordu saçların
gülüyordu yüzün
beni çağırdığında anladım
sen bana cennetin armağanıydın
ve sadece orada var olacaktın
iki oynar bıkarız
sonsuzluktur yuvamız
ve söz veriyorum
sonsuzluğun yeşil gerçeklinde
gerçek biz olacağız
18 Haziran 2009 Perşembe
....
ben seni şakacıktan sevdim masustan öptüm o güzel sözler hep yalandı çok üşümüştüm seni sevdiğimi söylerken yüzümün kızarmasını ne sanmıştın ben şakacıktan öldüm ağlama artııık toprağın altına gömmüştük oyuncaklarımızı haydi git şakaydı hayat gülümsemelerini gerçekleştirmen için bir şaka farzet beni...
oynarken toz kaçtı gözüme
ondan böyle yaşlı gözlerim
dudaklarınla kalbinin arasından
gofret kırıntılarını bitirmekti hedefim
birde...çok polisiye film izlemiştim
zaten
yüreğim leblebi tozlarına bulanmıştı
o yüzden çıkamadım o günlerde evden
hasta olmuştum sen bana gülerken
yoksa o ağaca o günü sen mi kazımıştın
biliyor musun
şakayı uzattı annem babam...gömüldüm
haydi gül ne duruyorsun
ağlama şaka yapmıştım dedim aşkımızı
bak gökyüzüne kuşlar ne güzel uçuyor
sen onların gerçekliğinde mutlu ol
kurtcuklar beni şakalarımla seviyor
...........................................................
are you there' angelica?
beklemekten sıkılıp, sıkıntıdan kendimi yorgun ve beyaz örtüsüyle kendi kanımdan biri hissi veren kaldırımlarda yürümeye verdiğimde bir kez daha anlıyordum sana nasıl da ihtiyacım olduğunu. hayat mavilikten arınmış bir gökyüzüyken şaşkın martılar gibi sürünürken gözlerim ve hayallerim...sen nerdesin..meleğim...iki ansız zaman arasına sıkışmışken benliğim, sen ve gidişin arasında bir yerlerde kanser olmuş sana son kez salladığım şu el...bilmiyorum sadece yazıyorum ve sorular geçiyor beynimden, harabelerde dolaşan ufak sinekler misali ufak bir hayat belirtisi, olmasa kendimden en ufak parça bile kalmayacak, olsa taşlaşmış ebediyetime zarar... zaman geçerken cevaplar hep aynı kalıyor, kötülük dolanırken gülümseyen kahpe bedenlerle..meleğim yüzünün bir toprak parçası altında, bastığım karlar altında, kapkara gökyüzü altında olması ağır geliyor orada mısın ?
keşke olmasaydın
bu bir arayış
başka bir yerde olman üzerine
başka bir neden olman üzere
dip
ne vakit topraklar sardı yıldızlarımı bir mevsim vardı hani, sabah sen açardın gözlerimde şimdi bir ben vardı hani ağır ağır yaşardı sensizlikte
ne vakit sustu gökyüzü, kurudu yaşları
söylesene..hangi kara kış mühür oldu gül yüzüne
içimde umut kardelen misali
duruyor bembeyaz kalbin içinde
donmuş nehirler gibi
bekliyor sımsacak gülümsemelerini kederler içinde
şimdi yaşıyorum ağırlığını aşkın umudun sen halinde
16 Ocak 2009 Cuma
ilahi drama
ölüm gördüğü zaman gözlerimi
anlayacak ne kadar geç geldiğini
tanrı sorguya çektiğinde ruhumun ipliklerini
üzülerek anlayacak yarattığı kederi
geceler soracak gündüzlerden hesap
bir yüreğe bu kadar mı hasret sığar ya rab!
yağmurlar bitince göklerden,gözlerimden şarap
damarlarımdan mavi bir nehir akacak
ve içinde bir damla sen olmayacak
ve her damlasında bir parça sensizlik olacak

