31 Mayıs 2026 Pazar

hatelove

saf değildi duygularımız
hatta olabileceği kadar kirliydi
evet sevgi vardı 
parmaklarımız kenetlenirken
ama nefret de hep oradaydı
yaklaştıkça, yakınlaştıkça
yaralarımız birbirini açtıkça
çığlıklar kan olup aktı
zaman oldu dayanamadık bu iğrençliğe
uzaklaştık
aramıza uçurumlar girdi
o uçurumdan kaç gün intihar etti
ölü günlerin üzerinde seviştik sonra
çürüyen baharların kokusu karıştı tenimize
yakışan da buydu zaten bize
iki kötü insan
iki güzel insan
nasıl da saçma bir hayatta
karıştırdık ruhlarımızı 
nasıl da kaçırdık şansımızı
ah o sapkın insanlığımız olmasaydı
ya da çekebilseydik umursamazlık kartını
masallara inanacak kadar aptal olsaydık
ya da bir yastıkla boğabilseydik vicdanımızı
şansımız yaver gider miydi
ama artık bunları düşünmüyorum
kanlı bir yaz akşamı 
sana dua ederken
bir tek sana düşmekten korkuyorum


24 Mayıs 2026 Pazar

0001

Ruhumda ruj izin kalmış
Ne kadar dua etsem de çıkmıyor
Ya Tanrı beni duymuyor
Ya da o bile seni benden koparamazmış


21 Nisan 2026 Salı

renklerin doğuşu

ilk ve önce siyah vardı
her şeydi 
doğal olarak
hiçbir şeydi
her yerde
ve hiçbir yerdeydi
gece veya gündüz yoktu
yalnızca siyah vardı
siyah yalnız değildi
yalnızlığın ta kendisiydi
bazen dalgalanırdı
ne olduğunu kendisi de anlamazdı
ondan kaçan gözyaşları
yalnızca... siyahtı
ve siyahlığı varlığından ayrılamazdı

derken haline acıdı tanrı
üzerine minik bir beyaz damlattı
önce korktu beyaz
siyahı fark etmezken üstelik
kendini anlamlandıramadı
neden vardı?
ne kadar var olacaktı?
bir zerre miydi
veya bir hata
yoksa sürecek miydi
etrafındaki siyahlarca

bekledi siyah sabırla
izledi küçük beyaz noktayı yıllarca
"acaba ne zaman fark edecek beni
ne zaman ürkecek diğeri oluşumdan"
geçti zaman
beyaz kendi varlığına artık alışmıştı
ama gidecek bir yeri yoktu
her yer...siyahtı
doğal olarak
hiçliğin ortasındaydı
ilerledi, mırıldandı, öfkelendi
dinledi...dinledi...dinledi
ama tek duyduğu hiçlikti

siyahın sesi çıkmazdı ki
tanrı onda kıldığı vakit her şeyi 
öğretmişti beklemesi gerektiğini
"zordur görmek sonsuzluğu
siyaha sarılmış evrenin huzurunu"

derken tanrı bu sefer de acıdı beyaza
önce kırmızıyı gönderdi yanına
sonra yeşil
mavi
hepsi varlıklarını kabul ettiler öylece
sonra beyazla karıştılar 
siyahların içinde
renkler sardı dört bir yanı bir anda
coşkulu renkler yankılandı siyahın gözyaşlarında
yankılandıkları için ya
siyaha çarpıp geri döndüler
her seferinde beyaza

kimi tanrı dedi ona
-ki gerçek tanrı aldırmadı buna
kimisi de aşk deyip karıştı renginin buğusuna
ama
kimse o buğuyu silip ulaşamadı siyaha

siyah her şeydi
o yüzden hiçbir şey oldu sonunda
o vardı başlangıçta
o yüzden hiç olmadı aslında

6 Nisan 2026 Pazartesi

yokluğunda var olanlar

insan mutluluğun ne olduğunu hatırlamadığı an
artık acı çektiğini de anlamıyor
gözler ışığın rengini unuttuğu zaman
karanlık nedir bilmiyor

biliyorum bir gün iyileşecek kalbim
öylesine dolduracaksın ki içini
senden başka bir duyguya yer kalmadığı vakit
her atışında inkar edecek sensizliği

insan umudunu tamamen yitirdiği an
artık kendisine yalan söyleyemiyor
ruh, eşi tarafından gömüldüğü zaman
cennet mi cehennem mi hiç ama hiç umursamıyor

biliyorum bir gün bitecek sözlerim
ismin öylesine dolduracak ki nefesimi
bir kez daha kaçıp gitme diye yaptığım ahit
bu faniyi edecek lâl-ı mahşeri

2 Nisan 2026 Perşembe

iki dünya

bu dünya
cehennemden önceki son duraksa
değer mi çekilen acılara

ya dünya
cennette giden yolun ilk durağıysa
neden kapılırız bu çorak topraklara



26 Mart 2026 Perşembe

kısa

kaybedecek çok şeyim vardı
sen gittin
kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı

11 Mart 2026 Çarşamba

aptalın şiiri

yine çağırsan bu aciz deliyi
hatta fısıldasan ismimi
ruhumu emanet edip cehenneme
koşarım dizlerinin dibine

tutup kanlar içindeki ellerimi
usulca öpüp kör gözlerimi
beni bir daha ateşe atacağını bile bile
gönüllüyüm yoluna düşmeye

ez o narin ayaklarınla kabrimi
siyah güller açar kalbimden, bir damla rahmet kafi
o güzel kokulara aldanıp merhamet etme
yalvarırım, artık beni diriltme


hatelove

saf değildi duygularımız hatta olabileceği kadar kirliydi evet sevgi vardı  parmaklarımız kenetlenirken ama nefret de hep oradaydı yaklaştık...