31 Mayıs 2026 Pazar
hatelove
24 Mayıs 2026 Pazar
0001
21 Nisan 2026 Salı
renklerin doğuşu
6 Nisan 2026 Pazartesi
yokluğunda var olanlar
2 Nisan 2026 Perşembe
iki dünya
26 Mart 2026 Perşembe
11 Mart 2026 Çarşamba
aptalın şiiri
22 Ocak 2026 Perşembe
gittik
18 Ocak 2026 Pazar
Akılsız Bilge
Bir zamanlar yarım akıllı bir adam varmış. Bu adam pek konuşmaz, konuştuğu zaman da ya "doğru söylüyorsun" der, karşısındakinin sözüne destek verirmiş ya da "öyle öyle" deyip sonra da sigarasından bir nefes üflermiş. Bu onun bu görüşlere katılmadığını değil hiçbir şey anlamadığının ifadesiymiş. Ancak adam böyle davrandıkça etrafındakiler tarafından "akıllı adam" gibi görülmeye başlanmış. Çünkü diğer insanlar yalnızca kendi düşüncelerinin onaylanmasını, onaylanmasa bile açıkça itiraz edilmemesini isterlermiş. Artık ne düşünüyorlarsa önce bizim akıllı bilinen yarım akıllı adama gidip, onun onayından geçmeyi bir alışkanlık haline getirmişler.
Yarım akıllı bilge bu durumun farkına vardıkça daha da sessizleşmiş. Artık çoğu zaman bir baş sallamayla yetinir olmuş. Bu dünyada başkalarının fikrine değil onayına önem verildiği için kendini şanslı hissediyormuş. O sessizleştikçe muhabbet için gelenler artmış. Üstelik artık sıradan konu komşu değil o topraklarda sözü geçen zengin tüccarlar hatta saray eşrafı bile birden kapısında belirir olmuş. Bizim yarım akıllı da ayağında çarığı olmayanı da yaldızlı kaftanla geleni de aynı şekilde buyur ediyor, sözlerini kesmeden dinliyor sonra da ufak bir söz veya baş eğmeyle gönlünü hoş edip gönderiyormuş.
Tabii böyle bir nam edinince basit kişilerin "akıllı" dediği bizim yarım akıllıya "ulu kişi" demeye başlanmış. Bunu diyenler de zamanın okumuş, yazmış zenginliğini yere göğe sığdıramamış kişileriymiş. Öyle ya sokaktan geçen bir çocuğun sözünü o sokaktaki dilenci bile anlayıp onaylarmış. Asıl sanat böyle yetişkin kişilerin, böylesi parlak şahsiyetlerin düşünceleri anlayıp onlara dosdoğruyu söylemek yani aslında onları onaylamakmış. Sonunda bizim yarım akıllı önce akıllı, sonra bilge en sonunda da işte böyle ululardan ulu bir kişi olmuş. E böyle olunca zenginliğe de kavuşmuş. Etrafındakilerin "Sen o fakirden nasihat mi dinliyorsun? Bir faydası olsa önce kendine olurdu." demesinden çekinen zamanın efendileri hediye adı altında binbir çeşit mücevheri bu yarım akıllı ulu kişiye sunmuşlar. O da hepsini hafifçe bir baş eğmeyle kabul etmiş tabii ki. Artık o ülkenin hem en akıllısı hem de en zenginiymiş.
Gel zaman git zaman sonunda bu zavallıyı yarım kalan aklı da terk etmiş. Kimi günler divane gibi sokaklarda dolaşıp, gördüğü insanlara "doğru, çok doğru, en doğrusu bu" diyor, kimi günlerde ise tüm gün evinde oturup tavana bakıyor, gelen hiçbir misafiri kabul etmiyormuş. Bu halden kimse memnun değilmiş. Kasap eşek etinin ne kadarını danaya karıştıracağını , pazarcılar bu hafta tartıda kaç gram hile yapacaklarını, onları bırak saray eşrafı hangi oyunları yapıp hangi devlet adamının mezarını kazacaklarını kestiremiyormuş.
Topluma öyle bir huzursuzluk vebası yayılmış ki kimse bu yarım akıllı bilge ulu kişiye danışmadan önce nasıl karar verdiğini hatırlayamıyormuş. Gizli gizli yarım akıllıdan fikir alan padişah bir gün dayanamamış ve "halkımın huzurunu bozan bu gafili çıkartın karşıma" diye buyruk vermiş. Vezirleri ululardan ulu kişinin böyle yaka paça getirilmesine karşı çıkmak istemişler ancak karşı çıkmadan önce ulu kişinin kendisine danışmak lazımmış. "Neyse gelsin de danışırız" demiş içlerinden biri, onu onaylamış diğerleri, onaylamışlar çünkü hepsi okumuş, eğitimli insanlarmış.
Bir süre sonra padişahın huzuruna çıkartmışlar bizim akılsız ulu bilgeyi.
"Sen," demiş padişah "Bir zamanlar herkesin akıl danıştığı bilge, artık kimseye bir faydan dokunmaz oldu ya evinin kapılarını kapatıp hülyalara dalarmışsın ya da sokaklarda bir dilenci gibi dolanırmışsın anlat bakalım yoksa devlete mi yüz çevirdin yoksa bilgeliğinin ihtişamı kör mü etti o gözlerini?"
"Haklısınız," demiş bizimki. "Doğru söylersiniz."
Saray halkı şaşkınlıkla birbirine bakmış. Koskoca padişahın lütfedip soru sorduğu bu adam nasıl olurda bir iki kelimeyle işi geçiştirmeye çalışırmış. Suskunluk uzamış, uzamış , uzamış. Sonunda baş vezir dayanamamış.
"Bre gafil, padişahımıza yalvarıp yakaracağına, derdini anlatacağına iki lafla mı sıyrılacaksın bu işten ?" demiş hiddetle.
Akılsız bilge bu sefer karşılık bile vermemiş, hafifçe bir baş sallamayla yetinmiş.
Ancak bu sessizliği saray eşrafının sessizliğini kırmış.
"En azından padişah efendimize cevap verdi" demiş birisi.
"Zaten baş vezir yalancının teki neden cevap verecekti ki " demiş diğeri.
"Olmayan kusuru neden savunsun ki" diye fısıldamış başkası.
"Yeter!" diye bağırmış sonunda padişah, herkes susunca devam etmiş "İki kelimeyle bir sessiz baş eğmeyle sarayı birbirine düşürdün bilge kulum, şimdi ben senin kelleni mi alayım cebine altın mı koyayım?"
"Doğru söylersiniz," demiş akılsız bilge ve gözlerini pencereye çevirmiş.
"Padişah ne yaparsa doğru yapar" demiş birisi.
"Evet evet, onun can alması da doğrudur can vermesi de" demiş diğeri.
"Padişahım çok yaşa" diye bağırmış bir başkası.
Bütün kulları başlamışlar "Padişahım çok yaşa" diye bağırmaya. Padişah pencereye bakıp duran yarım akıllıyı parmağıyla gösterip çıkartın diye işaret etmiş.
O gün bir baş vezirin kellesi gitmiş. Bir padişahın ayaklarına kulları ilk defa böylesine bir coşkuyla eğilmiş.
Bir akılsız bilge de iyi ki onlar kadar akıllı değilim diye şükretmiş.
3 Ocak 2026 Cumartesi
olsaydım
hatelove
saf değildi duygularımız hatta olabileceği kadar kirliydi evet sevgi vardı parmaklarımız kenetlenirken ama nefret de hep oradaydı yaklaştık...
-
en güzel gün batımı gözlerinde izlenirdi uzanırdım deniz kıyısı kirpiklerine bir elim dokunurken beyaz, kum gibi tenine çakmak çakmak bakışl...
-
sonunda düşüncelerimle baş başayım ne ışık var burada ne de karanlık mutlak yokluktayım acı hissetmiyorum artık yalandan gülmeme gerek yok y...
-
özlüyorum seni bazen pencereme düşen ay ışığında bazen de solan bir çiçeğin kokusunda kalbim çarpıyor senden bir parça boyamak istiyorum kar...