her şeydi
doğal olarak
hiçbir şeydi
her yerde
ve hiçbir yerdeydi
gece veya gündüz yoktu
yalnızca siyah vardı
siyah yalnız değildi
yalnızlığın ta kendisiydi
bazen dalgalanırdı
ne olduğunu kendisi de anlamazdı
ondan kaçan gözyaşları
yalnızca... siyahtı
ve siyahlığı varlığından ayrılamazdı
derken haline acıdı tanrı
üzerine minik bir beyaz damlattı
önce korktu beyaz
siyahı fark etmezken üstelik
kendini anlamlandıramadı
neden vardı?
ne kadar var olacaktı?
bir zerre miydi
veya bir hata
yoksa sürecek miydi
etrafındaki siyahlarca
bekledi siyah sabırla
izledi küçük beyaz noktayı yıllarca
"acaba ne zaman fark edecek beni
ne zaman ürkecek diğeri oluşumdan"
geçti zaman
beyaz kendi varlığına artık alışmıştı
ama gidecek bir yeri yoktu
her yer...siyahtı
doğal olarak
hiçliğin ortasındaydı
ilerledi, mırıldandı, öfkelendi
dinledi...dinledi...dinledi
ama tek duyduğu hiçlikti
siyahın sesi çıkmazdı ki
tanrı onda kıldığı vakit her şeyi
öğretmişti beklemesi gerektiğini
"zordur görmek sonsuzluğu
siyaha sarılmış evrenin huzurunu"
derken tanrı bu sefer de acıdı beyaza
önce kırmızıyı gönderdi yanına
sonra yeşil
mavi
hepsi varlıklarını kabul ettiler öylece
sonra beyazla karıştılar
siyahların içinde
renkler sardı dört bir yanı bir anda
coşkulu renkler yankılandı siyahın gözyaşlarında
yankılandıkları için ya
siyaha çarpıp geri döndüler
her seferinde beyaza
kimi tanrı dedi ona
-ki gerçek tanrı aldırmadı buna
kimisi de aşk deyip karıştı renginin buğusuna
ama
kimse o buğuyu silip ulaşamadı siyaha
siyah her şeydi
o yüzden hiçbir şey oldu sonunda
o vardı başlangıçta
o yüzden hiç olmadı aslında